|
Tweet |
Sinop iline bağlı Boyabat ilçesi ve çevresindeki köylerin, 11. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yerleşen göçer Türkmenler ve Yörükler tarafından kurulduğu bilinmektedir. Bu tarihsel süreç, bölgenin kırsal mimari kimliğinin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Boyabat kent merkezinde yer alan geleneksel konutlar çoğunlukla ahşap çatkılı ve hımış yapım tekniği ile inşa edilmişken, köylerde açık sofalı, ahşap yığma (çantı) evler yaygındır.
Bu kırsal konutlar yörede “kandil ev” olarak adlandırılmaktadır. Kandil evlerin ahır ve samanlık bölümleri kütüklerle, üst katları ise biçilmiş kerestelerle inşa edilmiştir. Zemin katlar genellikle ahır ve depo, üst katlar ise yaşam mekânı olarak kullanılmaktadır. Büyük parseller üzerine konumlanan bu evlerin ana taşıyıcı sistemi, zemin seviyesinde taş ayaklara oturan ahşap dikmelerden oluşmaktadır. Üst katlarda yer alan ahşap yığma duvarlar, köşelerde geçme teknikleriyle birbirine bağlanmaktadır.
Günümüzde, kırsal alanlardan kentlere göç, modern yapı teknikleri ve geleneksel malzemenin terk edilmesi gibi nedenlerle yerel mimari değerler hızla yok olmaktadır. Türkiye’de yürürlükte olan koruma mevzuatında “kırsal sit” kavramının yeterince tanımlanmamış olması, bu alanların korunmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle kırsal mimari mirasın korunabilmesi için; mimari değerlerin belirlenmesi, belgelenmesi ve envanterinin çıkarılması büyük önem taşımaktadır.
Bu çalışma kapsamında, Boyabat köylerindeki kandil evlerin mimari özellikleri ve karşı karşıya oldukları koruma sorunları incelenmektedir.
Boyabat, Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Sinop ilinin en büyük ilçesidir. Antik dönemde Paflagonya olarak adlandırılan bölgede bulunan yerleşimin adı; Boya Abad (boyalı ova), Boy Abad (uzun ova) ya da Türk boylarının yoğun olduğu yer anlamlarına gelecek şekilde yorumlanmaktadır. Gökırmak boyunca uzanan verimli ovası ve Türk boylarının tarihsel varlığı bu adlandırmaları desteklemektedir.
Yerleşimin MÖ 600 yıllarında Gaskalar tarafından kurulduğu düşünülmekte, 12. yüzyıldan itibaren çeşitli Türk beylikleri ve devletlerinin hâkimiyetine girdiği bilinmektedir. 1461 yılında Osmanlı egemenliğine katılan Boyabat, 19. yüzyılda Sinop sancağına bağlı bir kaza konumuna gelmiştir. Günümüzde ilçenin nüfusu tamamen Türklerden oluşmaktadır.
yüzyıla ait Kastamonu Tapu Tahrir Defterleri’ne göre Boyabat Kazası’na bağlı yaklaşık 220 köy bulunmaktadır. Günümüzde bu köylerden 107’si Boyabat ilçe sınırları içinde yer almaktadır. Bölgenin karasal iklim özellikleri, özellikle dağlık ve ormanlık alanlarda daha sert hissedilmektedir. Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
Orman varlığının zengin olması, mimariyi doğrudan etkilemiş; evler, camiler, ambarlar ve samanlıklar büyük oranda ahşap malzeme ile inşa edilmiştir. Köylerdeki evlerin çoğu açık sofalı, ahşap yığma, kırma çatılı ve alaturka kiremitli çantı yapılar olup, özgün mimari özelliklerini günümüze kadar büyük ölçüde korumuştur.
Çantı yapım tekniği, Karadeniz Bölgesi’nin ormanlık kırsal alanlarında yaygın olarak görülmektedir. Bu teknikte ahşap kütük veya keresteler üst üste yığılır ve köşelerde geçme sistemleriyle birleştirilir. Batı ve Orta Karadeniz’de genellikle kurt boğazı geçme, Doğu Karadeniz’de ise çalma boğaz tekniği yaygındır.
Boyabat köylerinde ise çantı yapım tekniği kendine özgü bir biçim almıştır. Üst kattaki her oda, diğerlerinden bağımsız olarak kurt boğazı geçme tekniğiyle inşa edilmiştir. Bu yöntem, yapım sürecini hızlandırmakla birlikte, odalar arasında dar ve işlevsiz geçitlerin oluşmasına neden olmuştur. İki odalı evlerde bu alanlar “aralık” adı verilen mekânlara dönüştürülmüş, üç ve dört odalı evlerde ise farklı plan çözümleri geliştirilmiştir.
Zemin katlar çoğunlukla taş kaideler üzerine oturan ahşap dikmelerden oluşmakta ve dışa açık olarak düzenlenmektedir.
Boyabat köylerinde evler, büyük parseller üzerinde ayrık düzende ve manzaraya yönelmiş şekilde konumlandırılmıştır. Sokaklar topoğrafyaya uyumlu, kıvrımlı ve çoğunlukla toprak zeminlidir. Bahçeler bazen taş duvarlar veya çitlerle çevrili, bazen ise tamamen açıktır.
Günümüzde kırsal nüfusun azalması, özellikle kış aylarında bazı köylerin tamamen boşalmasına yol açmaktadır. Yaz aylarında ise köylerine tatil amaçlı dönenler sayesinde geçici bir nüfus artışı yaşanmaktadır. Bu durum, kandil evlerin bakım ve korunmasını zorlaştıran en önemli etkenlerden biri olarak öne çıkmaktadır.