|
Tweet |
Binalar yükselirken vicdanların alçaldığı, zinaya giden yolların otobanlaştığı, sözün çok ama özün boş olduğu zorlu bir çağdan geçiyoruz.
Güvenin sarsıldığı, fahiş fiyatların ve haksız kazancın sıradanlaştığı, camilerin fiziken çoğalıp manen tenhalaştığı bir zaman dilimi bu...
Sureti haktan görünenlerin özünün batıla hayran olduğu, adaletin kaybolduğu, sevgilerin rollerde kaldığı, dinin istismar edildiği ve Kurani kuralların terkedildiği bir Ahir zaman.
İnsanlığın kendi elinden çıkan yozlaşma; aileyi, dostluğu, nesli ve toplumsal huzuru birer birer yutuyor.
Şekle boğulmuş ama ruhunu kaybetmiş bir dindarlık ile kötülüğün kanıksandığı bir dünyada savrulup duruyoruz.
Peki, bu karamsar tablonun ortasında çıkış yolu nerede?
Kurtuluş, ne karamsarlığa teslim olmakta ne de akıntıya kürek çekmeyi bırakmaktadır.
Çare; sahte ilahlara bağlanmadan ve geçici ikballere eğilmeden, yalnızca Allah’a kul olabilmektedir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hayatında somutlaşan "yaşayan Kur'an" ahlakını yeniden rehber edinmektir.
Kuran'ın emir ve yasaklarına göre bireysel olarak kendimizi doğrultmakla kalmayıp, salih amel sahibi rol modeller olarak toplumda iyiliği yaymak, kötülüğün karşısında dimdik ayakta durmak ve eşrefi mahluk adaylığında kenetlenmektir.
Çürüme ne kadar derin olursa olsun, bir tek samimi ve Muhammed'i duruş bile karanlığı dağıtmaya yeter.
Selam ve dua ile.